Ön not : Bu yazı tamamen kişisel görüşlerden oluşmaktadır ve teknik olarak bir faydası yoktur.
Teşekkür : Yıllar boyunca bu konular hakkındaki düşüncelerimde düşüncelerimi şekillendiren insanlara:
- Selçuk Yavuz
- Karavanabatu (Batuhan)
- haluk_tr (Haluk Yılmaz)
- Steve Ballmer
- Joel Spolski
Onlarla tanışmamış, (veya) yazdıkları yazıları okumamış olsaydım bu yazıyı da yazamıyor olacaktım ki bu noktada teşekkür etme ihtiyacını hissediyorum.
Öncelikle sizlere, içinden geçtiğim çeşitli durumları ve daha önce katıldığım tartışmaları (ve o tartışmalarda düşündüklerimi, sahip olduğum fikirleri) aktarmak istiyorum. Böylelikle nasıl bugün bu düşüncelere sahip olduğumu görebileceksiniz.
.net ile ilk tanışmam
2002 veya 2003 yılı idi, tam hatırlamıyorum. Programlama sınıfı olarak hocamız Ömer Altın ile birlikte Microsoft un düzenlediği .net seminerine gitmiştik. Orada mobil cihazları hedeflediklerinden tutun da ileride yeniden "dumb terminal" kavramının canlanacağına dair bir sürü şey anlatılmıştı.
Aptal Terminaller -Dumb Terminal- ?
Büyüklerimin rivayet ettiğine göre, eskiden tüm bilgisayarlar bu sistemde çalışırmış. Bir mainframe bilgisayara bağlı olan "aptal terminaller" sadece ana bilgisayardan veri alıp, ona veri gönderen bir giriş-çıkış/görüntüleme aygıtı hükmündeymiş. Bu ana bilgisayarların maliyeti sebebiyle, kişisel bilgisayar (personal computer) adı verilen (PC) donanımları ve bu donanımlarda çalışacak yazılımlar yayılmış.
MS-DOS 6.22, Windows 3.1 ve sonrasını hatırlayabiliyorum. Gözümü micro$oft ile açıp, ağırlıklı olarak onun ürünlerini kullandığım için, alternatif işletim sistemleri için durum neydi, nasıldı bilemiyorum. Yorum yazan veya yazdığı yazının bağlantısını ileten olursa, seve seve bağlantı veririm.
Başlangıca dönüş, "akıllı aptal" terminaller
2001 yılında katıldığım seminerin özetine gelecek olursak, Microsoft'un .net ile başarmak istediği son hedef, kullanıcıların yeniden tamamıyla ana bilgisayara bağlı olduğu, kendi bilgisayarında çalışan program barındırmadığı bir çözümü hayata geçirmek. Bunun yeni ismi "cloud computing" olmuş. Ve bu işlem şu anda bir çok koldan harekete geçmiş durumda.
Kendimce bu düzenin avantajları:
- "Bir hizmet olarak yazılım" (Software as a service) yaklaşımıyla, sadece kullandığımız yazılımın parasını ödeyecek olmak.
- Yazılım hizmetten ibaret olacağı için korsanın tamamen bitmesi, ve korsana karşı alınan son kullanıcıyı bıktıran aptalca önlemlerin gerekmeyecek olması.
- Virüslerin tarihten silinmesi.
- Fazla donanım ihtiyacı olmayacağı için, bilgisayar (bilgisayar demek ne kadar doğru, giriş aygıtlarının) fiyatlarının düşmesi.
Dezavantajlar (aklıma ilk gelenler):
- Hizmet aldığınız firmanın sizin gizliliğinize karşı bir şey yapıp yapmayacağını bilememek.
- Bu duruma karşı Ferruh Mavituna'nın önerdiği asimetrik şifreleme (PGP) var. Sanırım buna benzer bir sistem kullanılacaktır. Ancak sistem kayıtlı olan veriyi kendi bünyesindeki başka programlara kullandıracağı için, tam anlamıyla bir yalıtım söz konusu olamaz. Belki uygulamalar arasında "güven düzeyleri" gibi bir yaklaşım olur.
- Birinci sorun ile paralel olarak, girdiğiniz verinin sunucu ile aranızda özel olmaktan çıkıp, başka amaçlar için kullanılabilmesi.
- Bu ikincisinin birinciden farkı, birincisinde firma güvenimizi suistimal edecek iken, ikincisinde bu işlem firma ve kullanıcıdan habersiz olarak yapılabilecektir. Bu duruma karşı SSL veya benzeri bir asimetrik şifreleme çözüm olabilir.
- Performansın bağlantı hızınıza bağlı olması. Bu durumun ilerleyen günlerde bir sorun olmaktan çıkacağını ümit ediyorum.
Henüz cloud ile bir satır kod yazmamış biri olarak, "bol keseden" bu kadar atmak yeterli diye düşünüyorum :-)
Hepinize bol bulutlu günler dilerim efendim.